Kew Gardens (Kew Bahçeleri) Gezi Rehberi ve Notları

Kew Kraliyet Bahçeleri Nerededir? Kew Bahçelerine Nasıl Gidilir?
Kew Kraliyet Bahçeleri, Batı Londra’nın Kew Gardens adı verilen son derece şirin bir semtinde, 121 hektarlık alana yayılmış.

Eğer hali hazırda Londra’daysanız, Kew Bahçeleri’ni ziyaret etmek gerçekten çok kolay. Londra Metrosunda Richmond yönünde District Line hattına binmeniz ve tek yapacağınız Kew Gardens durağında inmeniz. İstasyondan çıkınca sola dönüp Kew Gardens yazan tabelaları takip etmeniz yeterli. Yolun sonunda Kew Bahçeleri’nin ana giriş kapısı olan Victoria Gate sizi karşılıyor zaten.
Kew Bahçeleri’ne arabayla gitmek ve park yerini kullanmak isteyenler için farklı bir giriş kapısı var. Daha detaylı bilgi için Kew Bahçeleri’nin resmi websitesine bakmanızı tavsiye ederim.
Kew Bahçeleri Neden Önemli?
Öncelikle Kew Bahçeleri tarihi bir bahçe, 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar geçen dönemdeki önemli bahçe sanatlarının pek çok unsurunu sergileyen nadir yerlerden biri. Yüzyıllar boyunca botanik koleksiyonlarını zenginleştirmekle kalmamışlar çok da iyi bir şekilde korunmuşlar bazi canlı bitkiler ve arşiv belgeleriyle bugün hala Kew Bahçeleri’nde titizlikle muhafaza ediliyor. Bu koleksiyonlar yalnızca estetik ya da turistik bir değer taşımakla kalmıyor, aynı zamanda bilimsel araştırmalara da kaynaklık ediyor.

1759 yılında kurulmasından bu yana, Kew Bahçeleri dünya genelinde bitki çeşitliliğini koruma, sınıflandırma ve sürdürülebilir kullanımına dair yürütülen çalışmalara kesintisiz bir şekilde katkı sağladı. Özellikle ekonomik botanik, yani bitkilerin insan yaşamındaki pratik kullanımları üzerine yapılan araştırmalarda öncü kurumlardan biri. Kew yalnızca bir bahçe değil, aynı zamanda uluslararası alanda saygı gören bir bilim ve eğitim merkezi.

Kısacası kurumun temel misyonu, bitkilerin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak, iklim değişikliğiyle mücadelede doğanın gücünü kullanmak ve biyolojik çeşitliliğin insanlar ve gezegen için neden hayati olduğunu göstermek. Araştırmacılar, bilim insanları ve botanik uzmanları, Kew’de yürütülen projelerle dünyadaki bitki türlerini belgelemeye, nadir ve tehdit altındaki türleri koruma altına almaya devam ediyor.

Sözün özü, Kew Bahçeleri bazı ülkelerde sadece turist çekmek amacıyla kurulmuş yüzeysel botanik bahçelerden biri değil. Kökleri derinlere uzanan bir bilgi ve araştırma merkezi olmasının yanı sıra, aynı zamanda doğayla iç içe olmayı arzulayan herkes için eşsiz bir yer.
Londra’ya yolunuz düşerse, Kew Bahçeleri’ni mutlaka görün. Hem doğanın güzelliğini hem de insan bilgisinin bitkiler üzerindeki etkileyici yolculuğunu bir arada deneyimleyeceksiniz
Kew Gardens Gezi Rehberi
Kew Gardens, yani Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri, yüzyıllar boyunca büyüyüp gelişen, yaşayan bir doğa arşivi gibi. 1759 yılında küçük bir bahçeyle başlayan serüven, bugün 121 hektarlık dev bir alana yayılmış durumda. Yıllar içinde sürekli yeni bölümler eklenmiş, seralar ve tematik bahçeler tasarlanmış. Ziyaretçilerin ilgisini çekecek şekilde düzenlenmiş bu muhteşem alan, her mevsim farklı bir yüzünü gösteriyor.

Bahçelerin dört bir yanına dünyanın dört bir köşesinden toplanmış bitkiler özenle yerleştirilmiş. Her bitkinin yanında bilgilendirici etiketler bulunuyor; böylece hem gezip doğanın keyfini çıkarırken hem de farklı türler hakkında bilgi edinmek mümkün.

Sadece botanik meraklılarına değil, doğayla iç içe huzurlu bir gün geçirmek isteyen herkese hitap eden bir yer. Geniş çimenlik alanlarda piknik yapabilir, seralarda egzotik bitkileri keşfedebilir, yürüyüş yollarında dolaşırken doğanın içinde kaybolabilirsiniz. Kew Gardens, Londra’da adeta bir kaçış noktası; şehrin karmaşasından uzaklaşıp doğayla baş başa kalabileceğiniz çok özel bir dünya.

Kew Gardens Seraları
Kew Gardens’ın en dikkat çekici bölümlerinden biri hiç kuşkusuz birbirinden etkileyici seraları. Bahçelerin farklı iklimlere sahip bitkileri barındırabilmesi için özel seralar inşa edilmiş. Her biri ayrı bir iklim kuşağını temsil ediyor ve içeri girdiğiniz anda kendinizi bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz.

En ünlü seralardan biri Palm House. 19. yüzyıldan kalma bu ikonik yapı, Viktorya dönemi mimarisiyle göz kamaştırıyor. İçeride ise tropik yağmur ormanlarından getirilen devasa bitkiler ve yok olma tehlikesi altındaki türler sergileniyor. Adeta nemli bir orman havası sizi karşılıyor.

Bir diğer önemli sera Temperate House. Dünyanın dört bir yanından ılıman iklim bitkilerine ev sahipliği yapan bu devasa cam yapı, Kew Gardens’ın en büyük serası olma özelliğine sahip. Uzun süren bir restorasyonun ardından tekrar ziyarete açılmış ve gerçekten etkileyici.

Eğer orkideler ilginizi çekiyorsa, The Princess of Wales Conservatory tam size göre. Burada farklı iklimlere göre bölünmüş alanlarda nadir ve göz alıcı orkide türlerini görebilirsiniz. Ayrıca seralarda gezerken sadece bitkiler değil, tropikal kelebekler ve küçük egzotik hayvan türleriyle de karşılaşabilirsiniz. Bahçenin her köşesinde bilgilendirici panolar bulunuyor, bu da gezinizin hem keyifli hem de öğretici olmasını sağlıyor. Özellikle çocuklu aileler için bu seralar oldukça eğlenceli.

Arı Kovanı – The Hive
Kew Bahçeleri’nde en dikkat çekici ve modern yapıların başında gelen The Hive (Arı Kovanı), sadece görsel bir eser değil, aynı zamanda çevre bilincini artırmayı amaçlayan etkileyici bir enstalasyon. Yaklaşık 17 metre yüksekliğinde ve 40 ton ağırlığında olan bu yapı, binlerce alüminyum parçanın bir araya getirilmesiyle tasarlanmış. 2015 yılında İngiltere Milano Expo’sunda büyük ilgi gören The Hive, daha sonra Kew Gardens’a taşınmış.

Bu yapının en önemli özelliği, tasarımının Kew Gardens’daki gerçek bir arı kolonisine bağlı olması. Bahçelerdeki bir kovan içindeki arıların titreşimleri ve faaliyetleri, The Hive içine yerleştirilen özel sensörler sayesinde yapıya aktarılıyor. Ziyaretçiler içerideyken, koloniden gelen titreşimler ışık ve ses dalgalarına dönüştürülüyor — böylece adeta bir arının dünyasına ses ve ışık yoluyla adım atmış gibi hissediyorsunuz. Özellikle akşam saatlerinde, yapının içindeki ve dışındaki LED ışıkların senkronize şekilde yanıp sönmesi oldukça etkileyici bir manzara sunuyor.

The Hive, arıların doğadaki kritik rolünü vurgulamayı amaçlıyor ve ekosistem dengesi için onların korunmasının önemini ziyaretçilere hissettiren bir deneyim sunuyor.
Pagoda – The Great Pagoda
The Great Pagoda, Kew Bahçeleri’nin en ikonik ve tarihi yapılarından biri. Yapımı 1752 yılında tamamlanan bu 10 katlı görkemli Pagoda, dönemin moda olan Uzak Doğu etkilerinin bir yansıması olarak Prenses Augusta’ya hediye edilmiş. Georgian döneminin mimari stilini yansıtan bu yapı, 18. yüzyıldan günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış nadir eserlerden.

Pagoda’ya ziyaret sırasında tırmanmak mümkün; ancak bunun için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Biletleri ya Kew Bahçeleri’ne giriş sırasında temin edebilirsiniz, ya da doğrudan Pagoda’nın önünde alabilirsiniz.

Özellikle yaz aylarında ve hafta sonları oldukça yoğun olabildiği için, ziyaretçilerin belli zaman dilimlerine göre gruplar halinde Pagoda’ya tırmanmasına izin veriliyor. Bu nedenle biletlerinizi erken almak iyi bir fikir olabilir.

Pagoda, geçtiğimiz yıllarda kapsamlı bir restorasyon geçirdi ve bu çalışmalara ünlü oyuncu Sally Field gibi isimler de destek verdi. Restorasyonla birlikte orijinal mimari detaylar yeniden ortaya çıkarılmış ve yapı güvenli şekilde ziyarete açılmış.
Pagoda’nın 10. katına çıktığınızda, sizi Londra’nın yemyeşil manzarası ve şehir silüetini görebileceğiniz muhteşem bir panorama bekliyor. Eğer yükseklikten korkmuyorsanız, bu eşsiz manzarayı mutlaka deneyimleyin!
Treetop Walkway
Treetop Walkway, Kew Bahçeleri’nin en sevilen ve etkileyici deneyimlerinden biri. 2008 yılında açılan bu 18 metre yüksekliğindeki yürüyüş yolu, sizi adeta ağaçların tepe seviyesine çıkarıyor. 200 metrelik metal platform boyunca yürürken, yemyeşil yaprakların arasında süzülerek doğayı bambaşka bir açıdan gözlemliyorsunuz.

Bu etkileyici yapı, ziyaretçilere orman ekosistemini kuş bakışı görme fırsatı sunmak amacıyla inşa edilmiş. Amaç, sadece görsel bir deneyim değil; aynı zamanda insanların ağaçların üst katmanında yaşanan biyolojik çeşitliliğe ve doğal döngülere dair farkındalığını artırmak. Yani bilim ve doğa sevgisini buluşturan harika bir tasarım.

Eğer yüksekten korkmuyorsanız, Treetop Walkway yürüyüşünü mutlaka deneyin. Özellikle rüzgarlı günlerde hafifçe sallanan bu yol, doğayla kurulan bağlantıyı daha da unutulmaz hale getiriyor!

Kew Gardens’da Waterlily House (Nilüfer Evi)
Kew Gardens’a gittiğinizde atlamamanız gereken yerlerden biri kesinlikle Waterlily House, yani Nilüfer Evi. 1852 yılında açılan bu cam sera, bahçelerin en eskilerinden biri ve tropikal su bitkilerine ev sahipliği yapmak için özel olarak tasarlanmış.

İçeri adımınızı attığınızda sizi ilk olarak Victoria amazonica türü dev nilüferler karşılıyor. Bu Güney Amerika kökenli dev yapraklar neredeyse 2 metre genişliğe ulaşabiliyor ve öyle sağlamlar ki dikkatlice yerleştirildiğinde bir çocuğu bile taşıyabiliyor! Yaz aylarında açan çiçekleri beyazdan pembeye dönüşerek gerçekten göz alıcı bir manzara yaratıyor.

Ama burası sadece nilüferlerden ibaret değil; içeride lotus çiçekleri, tropikal süs bitkileri ve su altı bitkileri de yer alıyor. Suyun üzerindeki ve altındaki bu bitki zenginliği, özellikle doğa ve botanik meraklıları için tam bir keşif alanı.

Yaz aylarında burası adeta bir ziyaretçi akınına uğruyor. Fotoğrafçılar, ressamlar, hatta sadece “güzelliğin tadını çıkarayım” diyen gezginler için eşsiz bir köşe. Kew Gardens’a geldiğinizde Nilüfer Evi’ni mutlaka listenize ekleyin.
Sackler Crossing: Kew Gardens’ın Sessiz Güzelliği
Kew Gardens’ın en zarif yapılarından biri olan Sackler Crossing, bahçenin güney kısmındaki göletin üzerinde yer alıyor. Modern mimarisiyle öne çıkan bu köprü, hem işlevsel hem de estetik bir geçiş noktası sunuyor. 2006 yılında açılan köprü, koyu renkli granit zemini ve siyah metal korkuluklarıyla çevreye uyumlu, minimalist bir görünüm sergiliyor.

Köprüden geçerken suyun üzerindeki huzurlu yansımaları izlemek ve çevredeki ağaçları seyretmek, Kew Gardens deneyimini daha da özel kılıyor. Sessizliği, doğal manzaraya saygılı tasarımı ve fotoğraf çekmek için sunduğu harika perspektifleriyle ziyaretçilerin favori noktalarından biri.

Özellikle sabah saatlerinde ya da gün batımına yakın zamanlarda buradan geçmek adeta küçük bir ritüele dönüşüyor. Sackler Crossing, doğayla mimarinin uyum içinde buluştuğu sakin bir mola noktası.
Çuf Çuf Tren
Kew Bahçeleri’nin içinde tren şeklinde yolcuları gezdiren araçlar bulunuyor. İlk bakışta sadece çocuklar içinmiş gibi görünse de, Londra’da hava çok sıcak olduğu bir yaz gününde bu araçlara binmek gerçekten çok akılcı bir tercih oluyor. Tren, çok geniş bir alana yayılmış olan parkın içinde sizi gezdirirken, Kew Bahçeleri’nin tarihi ve bitkiler hakkında da bilgi veriyor. Bu trenin ücreti £5 ve biletinizle gün içinde istediğiniz kadar inip binebiliyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim.
2 Comments
Sherlock Holmes Müzesi Gezi Notları, 221B Baker Sokağı, Londra’nın En İyi Müzeleri
Haziran 15, 2021 at 8:42 am[…] Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri Gezi Notlari ve Londra ‘da Gezilecek Yerler […]
Greenwich Gezi Rehberi, Greenwich 'de Gezilecek Yerler, Greenwich'e Nasıl Gidilir
Ekim 1, 2021 at 7:58 am[…] Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri Gezi Notlari ve Londra ‘da Gezilecek Yerler […]